Image Image Image Image Image

29

Haz

Beden ve Güç

  • By admin

Yüzyıllardır işlenen bir konudur,insan bedeni ve gücü. M.Ö VII. yy.da Yunan kültüründe karşımıza çıkan insan görünümlü heykeller bize gücü en güzel ifade edebilecek tarzda sunulmaya çalışılmış.erkek anatomisi ve kumaşa bürünmüş kadın figürü uzun araştırmalara konu olmuştur.

M.S XVI.yy da Rönesans’ın yarattığı etkiler insan bedenini bir kez daha yüceltmiş, özellikle Michelangelo ve Raffaello’nun betimlemeleriyle “güç” bir kez daha ve bu sefer abartılarak karşımıza çıkmıştır.

Kısacası, günümüze değin gücü yansıtabilecek bir bedenin nasıl olması gerektiği konusunda çok çeşitli ve farklı görüşler öne sürülmüştür.

Bu görüşlerden en ilgi çekici olanı, hala araştırılmaya ve çözümlenmeye çalışılıyor olanı kuşkusuz,  insanın iç yapısının Tanrısal bir güç taşıyor olmasıdır.
Vitruvius düşüncesiyle başlayan ve insanın evrenin tam merkezinde özgün bir yere sahip olan bir makine olduğu görüşü Leonardo da Vinci ile ağırlık kazanmış ve insan bedeninin evrenin, ulaşılabilecek en üst düzeneği ve örneği olduğu düşüncesini bize aşılamıştı.
İnsan bedeninin biçimi Leonardo için vazgeçilmez bir öneme sahipti  ve bizler  onun sayesinde ( diğer sanatçılardan farklı olarak insan anatomisinin ayrıntılı incelenmesine ilk kez kalkışan biri olarak ) harika bir mekanizma olan bu bedeni daha detaylı inceleme fırsatını yakaladık.
O zamana kadar neden insan bedeninin yapısına bu denli önem verilmediğini belki şu şekilde açıklayabiliriz.
Eski Yunanlı ve Romalıların bir bütün olarak bedenin iç işleyişine yoğun ilgi duyduklarını biliyoruz ama eskiçağda kadavraların kesip parçalara ayırarak incelendiğine ilişkin çok az bilgi sahibiyiz. Ortaçağda ve erken Rönesans’a değin insan kadavrasının kesilip biçilmesi ahlaki bakımdan kabul edilemeyecek bir davranıştı. Eski Yunanlılardan beri anatomi alanında elde edilen bu çok az bilgi ve başarılardan kuşkusuz Leonardo da Vinci yararlanmıştı. Leonardo „nun ardından anatomi incelemelerinde dikkate değer birşey oldu. Ölümünden bir kuşak sonra, bu konu gerçek bir entelektüel girişim olarak gelişmeye başladı.
Ondan sonraki araştırmacılar, insan anatomisi incelemelerini saygıdeğer bir bilime dönüştürdü. Bu araştırmacılardan en önemlisi Andreas Vesalius „tu  ama o gerek yeteneğiyle  gerek yaptığı çalışmalarla  hiç bir zaman Leonardo „nun önüne geçemeyecekti. .Sonuçta Leonardo‟nun çizim ve anatomi üzerine yazıları giderek daha yakından bilinir hale geldi.İnsan bedeninin kesip parçalara ayrılması kabul edilemez olmak yerine, bilimsel bir araştırmanın parçası haline geldi… Bunlar da giderek yeni araştırmalarla birlikte doğa biliminin genel  kabul  gören eserleri arasına yerleşti. Leonardo‟nun ölümünden bir yüzyıl sonraysa, başka sanatçılar kesip parçalara ayırma yöntemlerini resimlerinde yansıtmışlardı. İşte bu bağı kuran Leonardo da Vinci’ydi 
“Çizim öyle üstün bir beceridir ki ; doğanın yapıtlarıyla yetinmez, sonsuza dek doğanın yaptığından dahasını arar .”
Gerçekte de Leonardo doğanın, insanın görünen yönü ile olduğu kadar, görünmeyen yönü ile de ilgiliydi ve doğada onun merakını uyandırmayan, dehasını kamçılamayan hiçbir şey yoktu. Ona göre, sanatın temeli kesintisiz bir araştırma olmalıydı. Bu araştırmanın konularını da insan, hayvan doğa, dünya, evren  ve bunlar arasında yer alan  denge, düzen, uyumsal paralellikler oluşturuyordu.O benzersiz  biçimde bilime bir sanatçı gözüyle bakabiliyor ; sanatı bir bilginin kafa yapısıyla zihinde canlandırabiliyordu.Bilimsel araştırmayla geçen otuzbeş yıl boyunca, bilim ve bunun bir sanatçı olarak ona yararı hakkında, çağdaşlarından kimsenin yapamadığı kadar çok şey öğrendi. Bunları son derece usta bir tavırla  Sanat – Bilim dokusu içerisinde geleceğe  yansıttı.
 “İnsan için evrenselliğe ulaşmak gayet kolaydır.”  diyen Leonardo için evrenselliğe ulaşmanın mikro ve makro evrenler arasındaki bağı kurmakla mümkün olabileceğini bilmek gerekir.
İnsan vücudunun “dünya vücudu “ ile karşılaştırılması ve aralarındaki benzerliklerin ön plana çıkarılması Leonardo için evreni tanımada ve sorularına cevaplar aramada kuşkusuz  yararlı bir formül olmuştur.   Leonardo da Vinci ile başlayan bu anatomik incelemeler bize Bizdeki yapısal gücün önemini vurgulamıştır.Ve bu güç içimizdedir. Ancak dikkatli ve araştırmacı bir göz ve ruh ile bakılınca farkedilebilen muhteşem ve akılalmaz bir mekanizmaya sahibiz. İnsan organizması, hiyerarşik olarak düzenlenmiş yapısal bir bütündür ki, bu hiyerarşik düzen ; birçok molekül hücreyi, birçok hücre bir dokuyu, birçok doku bir organı, birkaç organ bir sistemi, birkaç sistem de organizmayı oluşturacak şekilde sıralanmıştır. Kısacası  bedenimiz  hücre -doku- organ – sistem topluluğundan oluşan bir mekanizmadır. Her hücrenin, her dokunun, her organın ayrı ayrı görevleri, aralarında işbirliği ve dayanışma vardır.Bu yüzden herhangi bir organın diğerinden ya da hepsinden daha önemli olduğunu söylemek yanlış olur. Gerçekten de insanın hayatta kalması, birbirine izole vücut parçalarının tek tek işlevlerine değil bu total fonksiyona dayanır. İnsan yapısının incelenmesini ele alan, Anatomi bilimine ilgi duyan pekçok ressam ya da  bilim adamı çalışmalarını bu yönde yürütmüşlerdir.Onlar konuya, insan bedeninin yalnızca dış görüntüsünü resmetme ve tanıma kaygılarından sıyrılıp, zamanla birlikte, içine  yönelme duygusuyla yaklaşmışlardır. ve bu yönleri ile sanatı ve bilimi sonsuzluğa taşımada önemli bir rol üstlenmişlerdir.
Peki ya bedeni taşımada çok önemli rolü olan ve belki en önemlisi sayılan İskelet ve onu meydana getiren kemikler. Onlar için söylenecek çok şey var.
Kemiklerin insan bedenindeki yeri ve öneminden bahsetmemiz için  vücudumuzun  kemik -eklem sistemi ve kemik yapı  özelliklerini bilmemiz gerekir .
İskelet ve kemikler sayesinde çok farklı hareketleri büyük bir hız ve rahatlık içinde yerine getiren insan, doğumundan itibaren vücudunun yapısal destek sistemi sayılan kemiklerin sayısız özellikleri ve bunların inanılmaz faydaları ile karşılaşacaktır.
İnsan vücudunun genel yapısını oluşturan kemik – eklem sistemi olmadığı takdirde insanın deniz anası gibi dağılıvereceğini…ayrıca .Beyin, kalp,,karaciğer gibi hayati organların korumasını, bir arada ve dağılmadan durmasını yine bu yapının sağladığını  unutmayalım… Organlar genellikle kemik yapıya uygun olarak oluşurlar.Örneğin kemik yapı bozuklukları olan insanlarda organlar da  ona uygun olarak şekil değiştirir.
Hareket etmemizin temel destekleyicisi olan kemik -eklem sistemimiz olmazsa adale kasılmalarımız asla bir harekete dönüşemez.
Kemik (iskelet ) sistemi vücutta kan yapımını üstlenmişlerdir.Kanın kemik iliğinde üretilmesini sağlarlar.
Kemik sistemi insan vücudu için sürekli bir kalsiyum deposu vazifesi görür.Kalsiyum alışverişi yine kemikler kanalı ile gerçekleşir.
Vücudumuzdaki tüm iletişimi sağlayan elektrik sisteminin ana iyonlarından biri olan Kalsiyum un depolanması ve alışverişi  yine  kemikler kanalı  ile gerçekleşir ….ve  kandaki kalsiyum  seviyesinin  azalması yada çoğalması hayatımızı sona erdirebilir.
Evet,  insan bedenindeki önemlerinin bunlarla sınırlı olmadığını vurgulamak gerekir. .ve bunun için yine Leonardo da Vinci‟nin  düşüncelerinden yola çıkarak, hücre -insan -evren bağlantısına dönmek  en doğrusu olacaktır.İnsan vücudunun 206 kemikten oluşan iskeletini incelediğimizde, en küçük parçadan en büyük parçaya kadar hepsinin nasıl mükemmel çalıştığını, birbirlerine yardımcı olduklarını, kısacası aralarında ve bütünde denge – uyum – düzen i nasıl sağladıklarını farkederiz. Tıpkı en küçükten en büyüğe ; organizmanın bütününde olduğu gibi.Kemik dokusunun mikroskop altındaki enine kesitini incelediğimizde gördüklerimiz bizleri hayrete düşürür. .doğa  nın pekçok parçasının yansımasını farkederiz .Ve işte o zaman doğru araştırma peşinde olduğumuza bir kez daha inanırız.
Bu araştırma sürecinde bir paralellik daha farkederiz ki o  da  zaman  dır  kemikler açısından son derece önemlidir…Çünkü kemikler zaman içinde evrim geçirirler.Doğum öncesi – yaşam – ölüm sonrasında değişime uğrarlar. Ama bunun yanında zaman‟a  ( yüzyıllarca ) direnen bir özellik taşırlar…İnsan yaşamına ait pek çok bulguyu biz onlardan öğreniriz.
Zaman –insan – yaşam -insan – doğa –insan …….
Bu böyle devam eder.çünkü her kavram diğerini içerir ve sonları yoktur.tükenmezler. tüketilemezler. Örneğin doğa insanın bir parçasıdır, doğa da insanın.
Bunu farkedebilmek için insana yönelmek gerekir . Bakmak,gözlemlemek…ama öncelikle dışarıdan bakmayı bilmek.benim yaptığım gibi ve bir ressam duyarlılığı ile. Dışarıdan bakmak içeriye girmenin ilk adımıdır .Merak uyandırır ve merak duygusu kişiyi araştırmaya iter.
Yüzlerce, belki de bin kez çizilen çıplak vücudun (nü) her detayına girilip bunların  çizgiye, lekeye, renge dönüştürülmesi müthiş bir heyecan yaratır insanda  .ve bir süre sonra kompozisyonuna zenginlik katacak yeni arayışlara yönelir. Mekan, canlı doğa dan yardım alır .ikisi (insan ve mekan ) ne kadar da uyum sağlarlar… Bu arada yüzlerce kez  göz –beyin – el –kağıt /tuval  arasında gidip gelen ressam özgün kalmayı başarmak için  belki yine konusu olan İNSAN da bir takım değişimler ister. figürleri geometrize ederek  bazı soyutlamalara gitmek  önceden defalarca yapılmış (kısacası çok eski ) ama ilk kez yapan için son derece yeni bir yöntemdir . ve bu yöntem bir süre sonra insanı tamamen geri plana iter.Sadece ve sadece mekan vardır.  Onu destekleyecek ne varsa onlar da zaman içerisinde ayıklanır .,yok olurlar…biçim-siz,hareket-siz, renk-siz lik kaplar o mekanı ve mekanları.
İşte tam burada ( tıpkı kaybettiğim çok değerli bir varlığa duyulan özlem gibi ) yeniden  İNSAN ı aramak. Anatomi biliminden etkilenerek  kemiklerle ilgili çizim ve araştırmalar …kadavra çalışmaları  ardından ise fizyoloji, histoloji bilimlerine ilgi.
İNSANın muhteşem bir varlık olduğunu  bu zaman diliminde  bir başka anlayacaktım…
Ve içinde koskoca Doğa „ yı barındırdığını
İNSAN I keşfetmenin yaratıcılığı en üst boyutlara taşıyacağını bilen bir sanatçı duyarlılığı ile.
İşte Kemiklerle başlayan bu yolculuğun anlatımında öncelik  kemiklerin.
Beden ve güç birlikteliğinin  belki İLK  anlatımı
Belki SON.
Lolita Asil