Image Image Image Image Image

26

Haz

Lolita Asilin Resmettiği İnsnanı tanıdınız mı ?

  • By admin

Ressam Lolita Asil’in resimlerine dikkatlice baktığımda çok etkilendiğimi hissettim. Bir yerlerden tanıdık geliyor, çekip götürüyor uzaklara. Evreni dolaştırıyor önce, sonra da insana benliğini hatırlatıyor. Lolita Hanım’ın bir röportajını okudum sonra. Onun amacı da buymuş zaten: Evreni tanımak isteyene önce insanı anlatmak.

Sıra dışı ressam Lolita Asil. Neden sıradışı? Kadavralardaki hayatı görüp resme yansıtmak kolay değil. Çok zor bir işi başarmış. Lolita Asil ile “Hayat Çizgileri” adlı yeni sergisi üzerine konuşurken, söz dönüp dolaşıp eserlerinin özüne yansıyan noktaya varıyordu: “Evreni öğrenmek istiyorsanız önce insana bakacaksınız.”
Sanatçı, son 4-5 yıldır sadece insana odaklanmış. Sıra dışılığı, kadavra parçalarıyla kurduğu iletişimden kaynaklanıyor. Dünyada kaç ressam otopsi çalışmalarına katılmıştır, mesleğini icra sürecinde? Asil’e göre, “İnsanın derinde ve yüzeyde duran çizgileri bir anlamda yerkürenin enlem ve boylamlarına tekabül ediyor.” 4 Kasım’da İstanbul Teşvikiye’deki Çağla Cabaoğlu Art Gallery’de ziyarete açılan sergi, pazar günleri hariç 2 Aralık’a kadar 11.00-19.00 saatleri arasında görülebilecek.
-İrdeleyip durduğunuz “hücre, insan ve evren” ilişkisinde neleri keşfettiniz bir önceki sergiden bu yana?
2005’ten bu yana yaptığım çalışmalarımın yansıması bu sergi. Daha önce insan vücuduna bir tıp adamı gibi bakmaya çalıştım. Kadavra çalışmaları yaptım. Desen dosyasında insan kemik-kas iskeleti çizdim. Bunlar beni eğitti. Bilgi depolamamı sağladı. Fakat yeterli olmadı. Bir şeyler daha öğrenmem gerekiyordu. İnsan, bir bütün. Hücre, doku ve organları ele aldım. Ardından adli tıpta izinle otopsiye girdim. Burada başka bir insanla, insanın çok farklı bir yönüyle karşılaştım. Bir saat önce öldüğümüzü düşünürsek, bir saat sonraki yaşamı gördüm. Benim için yaşam bitmiyor. Bizim önceki, şimdiki ve sonraki dediğimiz, bir bütündür aslında yaşam. Onu daha hızlı görebilmek için otopsiye girdim.
-Benim için yaşam yaşım bitmiyor derken buna hangi manayı yüklüyorsunuz?
Doğduğumuz andan itibaren hücrelerimiz yaşlanmaya ve ölmeye başlıyor. Her gün her an yaşlanıyoruz. Aslında ölüm her an var. Biz sadece yaşlılığı ve arkasındaki ölümü düşünüyoruz; yaşam bundan ibaretmiş zannediyoruz. Benim için yaşam uçsuz bucaksız. ‘Hayat Çizgileri’ dediğimiz şey de aslında bir bütün; önü var, arkası var. Ama bu beş yılda biraz daha insanın bütününü anlamaya çalıştım. Tek tek organların evrenle ilişkisi yerine bir bütün olarak insana baktım. En çarpıcı biçimde otopsiye girdikten sonra da açıkçası ne yapacağıma kararımı vermiştim. İnsanın yüzeyde ya da derindeki kesitlerini ele aldım. Onları parça parça resmetmeye çalıştım. Daha sonra insan kafataslarını ve başlarını, farklı insan kutupları olarak resimlerimde gösterdim. Farktan başlayan süreç bütün olarak devam etmeye başladı. İnsan, siz nasıl düşünüyorsanız size öyle gösteriliyor. Öyle resmediyorsunuz. İster bütün bakın, ister parça parça gibi algılayın insanı. Sonuçta hem bütün, hem de o bütünün parçaları.
-İnsan neticede ölüyor. İlahî dinlere göre ölüm sonrası var. Kadavralarda ölüm sonrasına dair neler gördünüz ve resmettiniz? Çizgilerde ve kesitlerde nasıl bütünleştiriyorsunuz ölüm sonrası ve öncesindeki ilişkiyi? Çizgiler ne anlatıyor? O çizgilerde farklılıklar var mı, her insanın kendi hikâyesine göre değişiyor mu?
Bu eserlerde çok da ölümden söz etmiyorum, bahsetmek istemiyorum. Öncesi var, şimdiki yaşam var, bundan sonrası yarın, ölümden sonrası bizim için gelecek. Ama bir bütün olarak bakıyorum. Ruhun bedenden ayrılması beni ilgilendirmiyor, benim için bedenin içindeki ruh önem taşıyor. Neden öyle? Anlamlı, ilahî bir düzeni taşıyan bir bedenin anlatımını yapıyorum ben. Bitmiş, çürümüş bir bedeni anlatmıyorum. İlahî düzenle yaratılmış muhteşem bir mekanizmayı anlatıyorum. Bir bütün olarak… Bunun için onun benim şu anki çizdiğimle, enerjimle her şeyi olduğu gibi taşıyan beden olması gerekiyor. Ben yaşayan bir insanım. Yaşayan ve bilgi alan, yani sanatçılar biliyorsunuz sezgileriyle de üretirler, hem akıl, hem sezgiyle. Sezgilerimi de, kendimi de katıyorum üretirken. O benden bir parça da taşıyor. Ben yaşıyorsam, o da yaşıyor. Benim anlatmak istediğim evrensel insan. Gerçekten ölümden çok söz etmek istemiyorum. Çünkü insanların en çok korktuğu konu bu. Ölüm, insan olarak çözemediğimiz belki de en önemli konulardan biri. Evet yaşamımız var, öncesi de vardı, sonrası da olacak. Figürlerim neredeyse canlanacakmış gibi duruyor. Biraz sonra canlanacakmış gibi.
-Biraz sonra canlanacakmış gibi derken aslında neyi söylemek istiyorsunuz?
Aslında başlarken çok güzel bir şey söylediniz, ben keşfediyorum. Her şey yaratılmış. Gözlemleyip doğru bulduklarımı yansıtıyorum. Yeni bir şey ortaya çıkarmıyorum. Ölü insanın kesitleri, sonra, gözleri kapalı canlanacakmış gibi duran figürlere dönüşüyor. Bunlar 4,5 yıllık süreçte yaşadıklarım.
-Bu çizgilerin asıl sahibi neler söylemek istiyor, ona dair sezgiler ya da gözlemleriniz var mı? O canlanacakmış gibi duran çizgilere yüklenen manaların deşifresini soruyorum.
Önceki sergideki konu başlığı “sır, ses, ısı ve renk” idi. Resim yoluyla insanın sesini, ısısını, rengini nasıl anlatabiliriz. Bunları anlattım ama yetersiz kaldığımı gördüm.
-Çizdikleriniz insandaki orijinal kesitler değil mi?
Orijinal çizgiler. İki tane ekol vardır resimde; biri renk, diğeri de desen. Desende çizgi ön plana çıkar. İlk yıllarımda çizgi ağır bastı. Rengi arka plana atmam gerekiyordu. Attım, çünkü kadavraları anlatıyordum. Deseni ön plana çıkarmalı ve vurgulamalıydım. Dolayısıyla daha vurgulu bir çizgi sarmalıyla karşılaştım. Vücudun bütününde, derininde, önünde, arkasında dolaşan çizgiler bunlar. Bunları zaman zaman yerküredeki enlem ve boylamlarla karşılaştırdım.
-Bazen yeni yol genişletme çalışmalarında kesilen tepelerdeki katmanların çizgi hâlinde sıralanışını görüyoruz. O çizgiler mi bunlar, yoksa coğrafyadaki sanal çizgilerden mi söz ediyorsunuz?
Enlem-boylam derken doğadaki yönümüzü belirleyen çizgilerden bahsediyorum. Yerküredeki enlem ve boylamlar nedense beni çok etkiliyor. Bazı şeyleri açıklamak gerçekten zor. Şu zamana kadar anladığım, hissettiğim, ortaya çıkardığım bazı şeyler var.
-Nedir bunlar?
Öyle bir düzenle yaratılmış ki her şey; enlemler-koordinatlar üzerindeki her yer ve nokta yaşamımızla ilgili. Üzerlerinde deliller var. İstanbul’da doğmam tesadüf değil. Nerede doğacağımla nerede öleceğim önceden belirlenmemiş midir? Kesinlikle bellidir. Her şey baştan belli bir düzenle yaratılmış. Kader planı dediğimiz olgu bu çizgilerin üzerinde var. Aslında enlemler üzerinde de bulunmakta.
-Çizgilerle kader arasında bir ilişkiden söz ediyorsunuz?
Kesinlikle. Yaşamımıza ve zamanımıza dair her şey.
-Acaba bir kadavradaki çizgilerde o kişinin yaşadıklarına ve yaptıklarına dair izler var mı, okunabilir mi?
Kendi resimlerimde o kadar ileriye gidebilirim ama bir kadavra başında durma saatim 60 dakikayı geçmez. Otopside durma saatim 30 dakikadır.
-Çizgiler kaderle kesinlikle bağlantılıdır diyorsunuz ama…
Biraz önce söylediğim gibi her şey birbiriyle bağlantılı. Kadavra üzerinde söylediklerimi an be an göremeyebilirsiniz. Zaten ben de gördüklerimi resim yoluyla anlatıyorum. Her şeyi çizgiyle anlatmak istedim. Her şey çizgisel bir düzenle yaratılmış. Ağaçların enine kesitlerinden tutun, bitkilerin, insanların kafatasları… Kafataslarına bakıldığında kaç yaşında öldüğü. Gözdeki iris çizgilerine baktığınızda nasıl bir hastalık geçirdiğiniz, ne kadar süre yaşadığınız, neler geçirdiğiniz… Bilim bunu kabul ediyor ama bilemediğimiz, bulamadığımız o kadar çok gerçek var ki… Sanatçılar biraz daha korkusuzca ilerliyor galiba.
-Bu gördüklerinizi ya da gözlemlediklerinizi tıpçılarla, özellikle adli alanda görevli hekimlerle hiç konuşuyor musunuz? Ne diyorlar?
Otopsilere girdiğim dönemde Adli Tıp Kurumu’ndan Prof. Dr. Gürsel Çetin, günde onlarca otopsiye girdiğini fakat benim resimlerimden sonra otopsideki vakıalarla veya anatomi kitaplarındaki insanla çizdiğim resimler arasında nasıl rahat bir geçiş olduğunu beni tanıdıktan sonra anladığını söylüyor. Bu da çok ilginç. Çünkü sanatçıların çizdikleriyle gerçekler çok uçmuş gibi görünüyor. Aslında hiç de öyle değil. Var olanı gösteriyorum, İnsandaki muhteşem yapıyı göstermeye çalışıyorum. Ama gösterilen göremeyebiliyor.
-Gösterdikleriniz tamamen reel, sürrealist değil…
Aynen.
-Çizgiler kişilerin hayatlarına dair mesajlar barındırıyor mu? Çok düşünen biri, eğlenceye düşkünmüş, her şeyi içine atan bir kişilik vs… Belki siz göremeseniz de, bunun mümkün olabileceğini düşündünüz mü hiç?
Yaşayan insanlar üzerinde karakter analiz ve gözlemini, bilirsiniz ki sadece ressamlar değil, bütün sanatçılar, örneğin tiyatrocular da yapar. Yüze bakarak kişilik analizi… Fakat ben sadece dıştaki çizgiden bahsetmiyorum. Resimlerimde önce çok içte, derinlerde kafatası çizgileri, daha sonra yüz çizgileri ve en dıştaki çizgiler var. Çizgiler yüzeye çıktıkça sığlaşıyor ve kapalılaşıyor. Tıpkı maske takmışlar gibi dışa fazla bilgi yansıtmıyorlar. Sergimin ikinci bölümündeki yüzler, insanların yüzüne nasıl vuruyor biliyor musunuz? Bir yüzün iki tekrarını düşünün. Dışarıdan hep aynıymış gibi görünen ama derinleri farklı olan insanlar. Aynı saatte, aynı anne babadan doğmuş bebekler vardır, hiçbiri aynı değildir. Hepsi birbirine benzemeye çalışan, sanki maskelerle dolaşan insanlar çoğalmaya başlamadı mı? Bu durum gerçekten rahatsız ediyor. Sanatçı olarak sürekli etkileşimler var. Diyorum ki samimi olmak lazım. Üretirken, çalışırken, tokalaşırken… Yüzlerinizde maske olmadan, çok daha net… Tıpkı kemiklerimizdeki gibi. Çünkü düşüncelerimiz bile kemik yapısını değiştirebiliyor.
- İnsanda en derine gidildiğinde hakikatle yani özle mi karşılaşılıyor? Çizgi bir noktada tekâmülün son noktasına mı ulaşıyor?
Bitmeyen bir şeyden bahsediyorum. Bu çizginin başı şudur, sonu şudur diye koymuyorum. Bir evrenden söz ediyorsam, benim için yön bulmanın en doğru yoludur belki o. Artık kendi yönümüzü tam olarak bulduğumuz andır. Ama ben yine biten bir şeyden söz etmiyorum.
-Çizgiler bizi ilahi noktaya mı götürüyor?
Her şeye götürebiliyor. Neyi düşünürseniz o yöne götürür. Kader planının yanında insanların özgür iradesi vardır. Yaptığımız yanlışlar bizi farklı yönlere götürüyor. O zaman planımız farklı bir yöne kayıyor. Esas anlatmak istediğim çizgilerde kader değil. Ama her şey anlatılıyor. İnsandan, Tanrıdan ve evrenden bahsediyorsak ki içinde tabii ki Tanrı var. Konu çok geniş. Kişi neyi görmek isterse eserlerimde onu görecektir zaten. Belli bir akıl düzeyine hitap eden resimlerdir.
-Çok karmaşık bir organ olan beyinle ile ilgili çalışmalarınız var mı?
Omuriliğin defalarca resmini yaptım. İki tane figürüm açık beyinleri görüyor. Beden ve ruh, akıl ve duygu, ikisi bir arada son derece önem kazanıyor. Beyni tek başına anlatmaya çalıştığım zaman da hep onun son noktası uzun çizgi dediğimiz omuriliğin bütünü gözümüzle görebildiğimiz kadar olan kısmını resmettim. Şunu da çok açık olarak söyleyeyim, beyni ilk yaptığımda resmi bırakmayı düşündüm.
-Neden?
İnanılmaz zorlandım. Ne beynim, ne de kalbim bunu kaldıramadı. Müthiş zor. Kalbinizle, yüreğinizle ele alıyorsanız onun bütün bilgisini öğrenmeye başlıyorsunuz demektir. Ne kadar komplike olduğunu, içindeki sistematik yapının zorluğunu, çözülmesinin imkânsızlığını fark ettim, vücudum kaldırmak istemedi. Kalp ve beyin resimlerinde, ikisini ayrı ayrı yaptığım zaman, ikisinde de resmi bırakmayı düşündüm. Dayanma gücüm neredeyse sıfıra indi. Evreni öğrenmek istiyorsanız önce insana bakacaksınız. Hücre, insan, evren sorgulamasından sonra 4-5 yıldır sadece insanla uğraşıyorum.

Tags | , ,